Oyuncu, şarkıcı ve söz yazarı İpek Apaydın, kurumsal hayattan sahneye uzanan cesur yolculuğunu, tiyatronun hayatındaki dönüştürücü etkisini ve üretim tutkusunu anlattı. Hisseli Harikalar Kumpanyası’ndan yeni şarkı planlarına kadar birçok konuda samimi açıklamalarda bulunan Apaydın, sanatın insanı iyileştiren gücüne olan inancını da paylaştı.
– Öncelikle sizi kendi cümlelerinizle tanıyabilir miyiz? İpek Apaydın’ı nasıl anlatırsınız?
“Hayatı tüm renkleriyle dolu dolu yaşamayı seven, enerjisi biraz fazlaca yüksek, sanat aşığı bir ruh diye tanımlayabilirim sanırım. 🙂
Boğaziçi Üniversitesi’nde işletme eğitimi aldıktan sonra rotanızı bambaşka bir alana çevirdiniz. Kurumsal hayattan sahneye uzanan bu cesur kararın arkasında nasıl bir hikâye var?
Kurumsal hayattayken yaşadığım bir cinnetle başlayan bir hikâye bu aslında. Her şey, Jean-Pierre isimli Fransız bir müşterimin telefonunu kapattıktan sonra yaşadığım sinir boşalmasının ardından gelen bir zihin berraklığıyla başladı. Hayatımın bir “cubicle”da geçemeyeceğini aniden idrak ettim. Tam o sırada tiyatromuzun internet sitesi önüme yanlışlıkla açıldı. 🙂 O gün hayatımın en doğru kararlarından birini verdim.”
– Sahne Tozu Tiyatrosu’nda başlayan oyunculuk serüveninizin zamanla bir “kendini keşfetme yolculuğuna” dönüştüğünü söylüyorsunuz. Bu süreç size en çok ne kattı?
“Bu sürecin bana en büyük katkısı, oynadığım her rolde derinleştikçe kendi maskelerimden kurtulmak oldu. Bazı karakterlerim beni kendi gölgelerimle, bazılarıysa hiç farkında olmadığım çok güçlü yanlarımla tanıştırdı. Bu benim için bitmeyen bir kendini keşfetme yolculuğu ve dilerim bir ömür sürer.”
– Oyunculuk, şarkıcılık ve söz yazarlığı… Bu farklı üretim alanları birbirini nasıl besliyor? Kendinizi hangisinde en özgür ifade ediyorsunuz?
“Söz yazarlığına başlamama oyunculuk vesile oldu aslında ve benim çekirdeğim her daim oyunculuk. Sesim de onu besleyen bir araç sadece. Dünyada Sarah Brightman’lar varken ben, aslında kendime sadece iyi şarkı söyleyebilen bir oyuncu demeyi tercih ediyorum. 🙂 Fakat garip bir şekilde söz yazmak, kendimi en özgür hissettiğim alan diyebilirim. Çünkü sanırım bu, beynimin dil alanıyla çok bağlantılı ve hayattaki en doğal yeteneğim bu. Ben dil öğrenmek ve kelimelerle oynamak için doğmuşum. 🙂 Herhangi bir melodi bende bir iz bırakıyorsa hemen kafamda söz olarak çalmaya başlıyor ve bu hissi çok özledim.”
– Şarkı yazmaya Limandaki Aşk müzikaliyle başladınız diye biliyorum. O ilk üretim süreci sizde nasıl bir kapı araladı? Müziğinizi besleyen ilham kaynakları neler ve bu sıralar yeni şarkılar üzerinde çalışıyor musunuz?
“Çağlar Hoca’mızın yazdığı ve yönettiği Limandaki Aşk, benim için de ekip arkadaşlarım için de en anlamlı oyunlardan biri. Çünkü pandemi gibi çok zor bir dönemde geçirdiğimiz uzun prova süreçlerinde herkesin kalbi Limandaki Aşk’ın şarkılarıyla şifalandı. İlham kaynağı sadece oyun sürecindeki karakterler ve garip bir şekilde o dönem hepimizin içinden geçtiği zor duygulardı.
Hayatımın en dönüştürücü süreçlerinden biriydi. Deniz kenarında, yer yer ağlayarak, yer yer nerede olduğumu unutarak söz yazmak, hatta beste yapmak sihirli bir şifaydı. Kesinlikle söz yazmaya döneceğim. Şu sıralar içimde inanılmaz bir yaratma isteği var. Ağustos ayında buna bir kapanma süreci ayırmak istiyorum. Ufak bir müzik inzivası ruhuma iyi gelecek.”
– Bugüne kadar canlandırdığınız karakterler arasında sizi en çok dönüştüren rol hangisiydi?
“Süheyla Deniz tabii ki. 🙂 Hem en karanlık hem de en aydınlık yanlarımla hemhâl olmama vesile oldu Süheyla. Zaten Hisseli süreci genel olarak hepimize uğurlu geldi ve hayatımızda çok güzel kapılar açtı. Sanki diğer rollerimin zorlu süreçlerinin bana bir hediyesi oldu Süheyla. Dilerim Nevra Serezli’den aldığım el, bu müzikali orijinal ekibi gibi yüzlerce temsil oynamamıza vesile olur.”
– Hisseli Harikalar Kumpanyası ile seyirci karşısındasınız. Haldun Dormen imzalı böylesine köklü bir müzikalde yer almak sizin için nasıl bir deneyim oldu?
“Muhteşem. Hayatımın en büyük şanslarından biriydi. Ekipçe yıllardır bu müzikali bekliyorduk ve her birimizin en büyük hayali gerçek oldu. Aylarca çalıştık. Hem çok yorulduk hem de aşırı eğlendik. Haldun Hoca’mızın son günleri olduğunu bilmediğimiz o günlerde onu da çok mutlu ettik ve bu hepimiz için hayatımızın en ama en anlamlı süreçlerinden biriydi. Kocaman bir “iyi ki”…”
– Dijital platformların hızla yükseldiği bir dönemde tiyatronun geleceğini nasıl görüyorsunuz? Canlı sahne sizce bu dönüşümün neresinde duruyor?
“Canlı sahne ve oyuncunun “nefesini” duyabilmek bence şu dönemdeki en değerli şey. Bu dönem, canlı performansın yükseliş dönemi. Çünkü sanat aşığı her insan organikliğe ihtiyaç duyar. Her şeyin yapaylaşıp renksizleştiği bu dünya düzeninde tiyatroya her zamankinden daha çok ihtiyaç var. Zaten dünya genelinde yükselen seyirci sayıları da bunun ispatı.”
– Tiyatro ve müzikalde başarılı bir kariyeriniz var. Kamera önü; dizi ya da sinema projelerinde yer almayı da düşünüyor musunuz?
“Benim hayattaki en büyük aşkım müzikaller ve hâlâ en büyük hayallerim bu alanda. Ama dizi ya da sinema da neden olmasın? Bu hayatta her şey kısmet.”