Seramik sanatçısı Gülşen Köprübaşı, çamurun doğal dokusunu, doğadan aldığı ilhamı ve el işçiliğinin izlerini özgün formlarla buluşturuyor. Çamura şekil verirken yalnızca bir nesne üretmediğini düşünen sanatçı, seramiği aynı zamanda kendini ifade ettiği ve kendini keşfettiği bir alan olarak görüyor.
“Çamura dokunduğumda yalnızca bir forma değil, kendime de dokunuyorum” diyen Gülşen Köprübaşı için seramik; sabır, emek ve dönüşümün bir arada yaşandığı bir üretim sürecini ifade ediyor. Çamurun şekillenmesi, kuruması ve ateşle buluşması, sanatçının üretim anlayışında başlı başına bir yolculuğa dönüşüyor.
1974 yılında Malatya’da doğan Gülşen Köprübaşı, işletme alanında yüksek lisans yaptı. Seramikle olan serüveni ise 2019 yılında başladı. İlk olarak farklı kurslara katılan sanatçı, zaman içinde seramiğe duyduğu ilgiyi profesyonel bir eğitimle geliştirmek istedi.
Bu doğrultuda sertifika programı bulunan Aslı Ertürk Sanat Okulu’nda bir yıl eğitim alan Gülşen Köprübaşı, programı tamamladıktan sonra kendi atölyesini kurdu. Sanatçı, bugün çalışmalarını kendi atölyesinde sürdürüyor ve üretmeye duyduğu heyecanı koruyor.
Çamurun sunduğu özgürlük
Seramik, Gülşen Köprübaşı için zaman içinde bir uğraştan çok daha fazlasına dönüştü. Çamurun şekil alırken gösterdiği direnç ile sunduğu özgürlük, sanatçının üretim sürecinde en çok etkilendiği unsurlar arasında yer alıyor.
“Seramik benim için kendimi ifade etmenin bir yolu” diyen sanatçı, çalışmalarında kimi zaman önceden belirlediği bir form üzerinden ilerliyor, kimi zaman ise hiçbir plan yapmadan çamurun başına oturuyor. Çamurun kendi karakterini takip ettiği bu süreçte ortaya çıkan sonuç, bazen başlangıçta hayal ettiğinden tamamen farklı bir forma dönüşebiliyor.
Doğadan gelen ilham
Gülşen Köprübaşı’nın üretiminde doğa önemli bir ilham kaynağı olarak öne çıkıyor. Bir taşın dokusu, yaprağın kıvrımı, denizin hareketi ya da doğada karşılaşılan sıradan bir form, sanatçının zihninde yeni bir çalışmanın başlangıcına dönüşebiliyor.
Sanatçı, doğadaki formlardan aldığı izlenimleri kendi üretim süzgecinden geçirerek seramik çalışmalarına taşıyor. Bazen planlı, bazen de tamamen anlık gelişen bu süreç, eserlerin ortaya çıkışında önemli bir rol oynuyor.
Ateşin bıraktığı iz
Seramik üretiminin en heyecan verici aşamalarından biri olan fırın süreci de Gülşen Köprübaşı’nın sanat anlayışında özel bir yere sahip. Eser fırına girdikten sonra renklerin, yüzeylerin ve dokuların nasıl değişeceği her zaman öngörülemiyor.
“Her şeyi kontrol edemeyeceğimizi seramik bana öğretti. Bazen elinizden geleni yaparsınız ve gerisini ateşe bırakırsınız.”
Sanatçı için fırından çıkan her eser, üretim sürecinin kontrol edilemeyen yönlerini de beraberinde taşıyor. Ateşin esere bıraktığı izler, kimi zaman beklenmedik sonuçlar ortaya çıkarırken seramik sanatının sürprizli doğasını da görünür kılıyor.
Seramikle tanışmasının ardından eğitimini geliştiren ve kendi atölyesini kuran Gülşen Köprübaşı, bugüne kadar IAAF ve Urla Dam gibi çeşitli sanat fuarı ve etkinliklerine katılarak eserlerini sanatseverlerle buluşturdu.
Bugün farklı form ve dokular üzerinde çalışarak üretimini sürdüren sanatçı için her yeni çamur parçası, yeni bir form arayışının ve kendini yeniden keşfetmenin başlangıcını oluşturuyor.