Sanat dünyasında bir eseri keşfetmek kadar, o eserin ardındaki düşünceyi anlamak ve sanatçının yolculuğuna eşlik etmek de önemli. Martch Art Project’in kurucusu galerist Bahar Kızgut, 2018 yılında başladığı galericilik yolculuğunda sezgilerini merkeze alan yaklaşımıyla sanatçılarla uzun soluklu ilişkiler kuruyor. Galerisinin uluslararası sanat fuarlarındaki varlığını ve sanatçı temsillerini her geçen yıl genişleten Kızgut, genç sanatçıların yalnızca görünür olmasının yeterli olmadığına, özgünlükleriyle fark yaratmaları gerektiğine inanıyor.
Türkiye’de çağdaş sanatın uluslararası alanda hak ettiği görünürlüğe henüz ulaşamadığını düşünen Bahar Kızgut, galerilerin bu alandaki çabalarına ve karşılaştıkları zorluklara dikkat çekiyor. Koleksiyonerlikte yatırım düşüncesinden önce eserle kurulan kişisel bağı önemseyen Kızgut, sanatla ilişkisinin kendisine kazandırdığı en değerli şeyin görünenin ardındaki anlamları keşfetmek olduğunu söylüyor. Bahar Kızgut ile sanatçılarla kurduğu yaratıcı birlikteliklerden koleksiyonerliğe, Türkiye’de çağdaş sanatın uluslararası alandaki konumundan Martch Art Project’in gelecek projelerine uzanan keyifle okuyacağız bir söyleşi gerçekleştirdik.
SANAT DERGi: Sanat dünyasında uzun yıllardır galericilik alanında çalışmalarınızı sürdürüyorsunuz. Bugün geriye baktığınızda sanatla kurduğunuz ilişkinin sizi en çok değiştiren tarafı ne oldu?
BAHAR KIZGUT: Baktığım ‘şey’lerin arkasındaki anlamları görmek. Çünkü bir eseri doğru okuyabilmek için görünenin arkasındaki bağlamı kavrayabilmek gerekiyor. Bu da gözün, zihinle ilişki kurarak, zamanla eğitilmesiyle oluşabiliyor.
Bir galerici olarak çok sayıda sanatçı ve eserle karşılaşıyorsunuz. Bir eserin karşısında durduğunuzda sizi ilk anda yakalayan şey nedir? Sezginin kararlarınızdaki payı ne kadar büyük?
-İlk yakalayan şeyin ne olduğu bence tarif edilemez bir his. Bazen büyüdüğünüz yeri hatırlatır, bazen çocukluğunuzdaki bir anıyı, bazen de sanat tarihinden bir imgeyi, sevdiğiniz bir sanatçıyı hatırlatır. Ve böylelikle eserle bağ kurarsınız. Yani ‘görünen’i kişiselleştirirsiniz elinizde olmadan.
Sezgi kararlarımın temelini oluşturuyor. Galeri programı, sanatçı seçkileri hep bunun üzerinden yapılıyor.
Martch Art Project’i 2018’de kurdunuz. Aradan geçen yıllarda galerinin sanat dünyasındaki yerini ve sizin galericiliğe bakışınızı en çok değiştiren şeyler neler oldu?
-Ben galeriyi çok küçük yaşta kurdum. Doğru soru ‘değişmeyen ne oldu’ olurdu. Her sene üzerine koyarak ilerlemeye, öğrenmeye çalışıyorum. Galerinin sanat dünyasındaki yeri zamanla ve yaptığımız yurt dışı fuarlarıyla, yeni temsiliyetlerle genişliyor.
Sanatçılarla kurduğunuz ilişkiye baktığımızda, klasik bir iş birliğinden ziyade uzun soluklu bir yol arkadaşlığı dikkat çekiyor. Bir sanatçıyla aynı yolu paylaşmak ve onun üretim sürecine eşlik etmek sizin için ne ifade ediyor?
-Bu, işimin en keyifli tarafı diyebilirim. Mesela Mustafa Boğa ile 8 senedir çalışıyoruz. Bu sene eylül ayında galeride solo sergisini açtık. Yıllardır üretim sürecine tanıklık ettiğim bir sanatçının üretim ve kariyer anlamındaki ilerleyişine tanıklık etmek çok keyifli.
Genç ve kariyerinin başındaki bir sanatçı için bugün görünür olmak geçmişe göre daha kolay gibi görünüyor. Sizce gerçekten öyle mi? Bir sanatçının kalıcı olabilmesi için görünürlüğün ötesinde neye ihtiyacı var?
-Görünür olmak çok kolay. Ama görülmek öyle değil. Çok fazla sanatçı var. Ve bunların arasından sıyrılabilmek için özgün olmak gerekiyor. Genç sanatçılardan bunu yapabilenler sanat dünyasında doğru bir yerde konumlanabiliyor.
Türkiye’den sanatçıların uluslararası platformlardaki konumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Yurt dışındaki fuar ve projelerde Türk çağdaş sanatına yönelik nasıl bir ilgiyle karşılaşıyorsunuz?
-Bu görünürlük son dönemde artıyor. Ancak ne yazık ki yeterli değil. Galeriler kendi imkânlarıyla yurt dışı fuarlarında Türk sanatçıların tanıtımını yapmaya çalışıyor. Bu konuda destek alabileceğimiz bir kurum yok. Kendi imkânlarımızla da bu tanıtım kısıtlı olarak gerçekleşebiliyor. Bu biraz üzücü çünkü Türkiye’de çok iyi sanatçılar var.
Son yıllarda sanat eserine yalnızca estetik bir değer olarak değil, aynı zamanda yatırım aracı olarak yaklaşanların sayısı da arttı. Sizce iyi bir koleksiyon oluştururken yatırım düşüncesi ile kişinin eserle kurduğu bağ arasında nasıl bir denge olmalı?
-Koleksiyoner eser alırken birinci sıraya bunu koymamalı. Türkiye’deki büyük koleksiyonlara baktığınızda hiçbirinin bu amaçla yapılmadığını görürsünüz. Siz beğendiğiniz eserleri seçersiniz ve bunlar zamanla değerlenir.
Bunlara ilave olarak, Türkiye’deki sanat piyasası dünyadaki benzer örneklere bakıldığında hâlâ görece daha uygun fiyatlı kalıyor. Bu da daha önce bahsettiğim yurt dışı tanıtımlarıyla alakalı.
Önümüzdeki dönemde sizi heyecanlandıran yeni sergiler, sanatçılar ya da Martch Art Project çatısı altında hayata geçirmek istediğiniz projeler var mı?
-19-24 Ekim arası Art Basel Paris’in uydu fuarı olan ‘Asia Now’da’ olacağız. Bu, Paris’te katılacağımız 8. fuar olacak. Bunun için çok heyecanlıyız.