1977 yılında İstanbul Sarıyer’de doğan Filiz Nas, 1998 yılında Çalışma Ekonomisi Bölümü’nden mezun olduktan sonra yaklaşık beş yıl özel sektörde çalıştı. Daha sonra İstanbul Üniversitesi Kültürel Miras ve Turizm ile Anadolu Üniversitesi Görsel İletişim ve Tasarımı bölümlerinde eğitimini tamamlayarak sanat yolculuğunu akademik bir altyapıyla güçlendirdi.
Yaklaşık on yıldır resim ve çağdaş sanat alanında üretim yapan Nas; suluboya, mürekkep, alkol mürekkebi ve tel heykel teknikleriyle çalışmalarını sürdürüyor. Sanat üretiminde kadın, bellek, sessizlik ve insanın iç dünyasında saklı kalan katmanları ele alan sanatçı, siyah ile beyazın karşıtlığından, lekenin, boşluğun ve dokunun sunduğu ifade olanaklarından yararlanarak görünmeyeni görünür kılmayı amaçlıyor.
Görsel sanatların yanı sıra öykü ve sanat metinleri de kaleme alan Filiz Nas için yazı ve resim, aynı anlatının iki farklı dili olarak öne çıkıyor. Her eserini önce sözcüklerde filizlenen bir duygu olarak kurgulayan sanatçı, bu anlatıyı çizgi, doku ve biçim aracılığıyla görsel bir dile dönüştürüyor.
Resim, heykel ve edebiyat arasında kurduğu güçlü bağ sayesinde disiplinler arası bir üretim anlayışı geliştiren Nas, eserlerinde insan belleğini, kadın deneyimini, kırılganlığı ve dönüşümü çok katmanlı bir bakış açısıyla ele alıyor. Çalışmaları, izleyiciyi yalnızca eserleri incelemeye değil, durmaya, düşünmeye ve kendi iç dünyasıyla bağ kurmaya davet ediyor.
Sanat pratiğinde kadın figürünü ve denge kavramını merkezde konumlandıran Filiz Nas, içsel denge arayışını, duygusal kırılganlıkları ve dönüşüm süreçlerini yalın ancak güçlü bir anlatımla ifade ediyor.
Sanatçının “Denge” serisi, siyah suluboya ve mürekkep aracılığıyla kadın figürünü dönüşüm, akış ve varoluş ekseninde ele alıyor. Denge 1 serisinde figür, kimi zaman belirginleşip kimi zaman dağılarak kırılganlık ile var olma hâli arasındaki hassas dengeyi yansıtıyor.
Denge 2 serisinde kadın figürü, sabit bir formdan uzaklaşarak akış içinde özgürleşen bir varlığa dönüşüyor. Mürekkebin kontrol ile rastlantı arasında ilerleyen doğası, figürün sınırlarını belirsizleştirirken sanatçı dengeyi değişim ve çözülme içinde kurulan bir uyum olarak yorumluyor.
Denge 3 serisinde ise kadın figürleri katman katman yeniden inşa ediliyor. Her katman, bir öncekini yok etmeden onunla bütünleşirken, kontrol ile bırakış arasındaki ilişki figürün güçlenmesini sağlıyor. Sanatçı, dengeyi izlerin birbirini bastırmadan bir arada var olabilmesi, kadını ise bu süreçte kendi merkezini bulan ve katmanlar hâlinde yeniden kuran bir varlık olarak tanımlıyor.