Sağlıklı yaşam ve beslenme alanındaki uluslararası başarılarıyla tanınan Aslıhan Koruyan Sabancı, kaleme aldığı ödüllü kitapları, bilimsel araştırmaları ve doğa odaklı çalışmalarıyla ilham veren bir üretim yolculuğu sürdürüyor. Dünyanın farklı ülkelerinde gerçekleştirdiği araştırmalarla geleneksel bilgiyi modern bilimle buluşturan Sabancı; sanat, gastronomi, seyahat ve sağlıklı yaşamı aynı potada eriten bakış açısıyla dikkat çekiyor. Aslıhan Koruyan Sabancı, yeni kitap projesinden sanat koleksiyonuna, günlük rutinlerinden yaşam felsefesine kadar birçok konuda Dergimize özel açıklamalar yaptı.

-Sağlıklı yaşam ve beslenme üzerine kaleme aldığınız kitaplar, pek çok okura ilham verdi. Yeni kitap projeleri ya da üzerinde çalıştığınız farklı yayın çalışmaları var mı? Okurlarınızı yakın gelecekte neler bekliyor?

“Çok teşekkür ediyorum. Sağlıklı yaşam ve beslenme üzerine kaleme aldığım “Glütensiz Gurme Lezzetler Güçlü Bir Bağışıklık Sistemi İçin Altın Öneriler” kitabımı 2009 yılında yazmaya başladım. Glüten hassasiyeti, çölyak hastalığı ve glüten hassasiyetini beslenme yoluyla yönetebilmek, bağışıklık sistemimizi güçlendirebilmek için tarif ve önerilere yer verdim. Kitabımdaki tüm tariflerin antioksidan değerlerini özel olarak hesapladım. Kitabım 2010 yılında Türkçe olarak ve 2012 yılında İngilizce olarak yayımlandı.2012 yılında Paris’te World Gourmand Cookbook Awards’da “Best Health and Nutrition Book in the World” kategorisinde dünya birinciliği ödülünü aldım. 2015 yılında cilt sağlığı için doğal önerilere yer verdiğim “Evinizde Sağlık Güzellik Doğal Tarifler Öneriler” kitabımı, 2017 yılında “Çocuklar İçin Gurme Lezzetler Bebeklikten Yetişkinliğe Sağlıklı Bir Yaşam Tarzı” kitabımı yayımladım. Bu iki kitabımla Çin’de yapılan World Gourmand Cookbook Awards’da “Best Mediterranean Book in the World” ve “Best Diet Cookbook in the World” ödüllerini kazandım. 2021 yılında “Glütensiz Şekersiz Gurme Lezzetler Tatlılar ve Tuzlular” ve “Doğanın Terapötik Reçeteleri” kitaplarımı yayımladım. 2023 yılında bu kitaplarımla İsveç’te yapılan World Gourmand Cookbook Awards’da “Best Diet Book”, “Best Food and Nature” ve “Best of the Best” kategorilerinde dünya birinciliği ödüllerine layık görüldüm. “Şu anda “Doğanın Terapötik Reçeteleri Fitoterapi” kitabım üzerinde çalışıyorum. Bu proje kapsamında UNESCO tarafından koruma altına alınan dünyanın önemli botanik bahçelerini ziyaret ediyorum, yerel halkla, akademisyenlerle, yazarlarla ve tıp doktorlarıyla röportajlar gerçekleştiriyorum. Yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan biyolojik çeşitliliğe, tıbbi ve aromatik bitkilere geniş yer veriyorum. Bu biraz daha uzun soluklu bir proje. Tamamlandığında, okurlar için çok değerli ve faydalı bir kaynak olacağına inanıyorum.”

-Evinizde veya çalışma alanınızdaki sanat anlayışınızı anlatır mısınız? Sizi en çok etkileyen eserler ya da objeler hangileri?

“Tabiatı konu alan eserleri seviyorum. Heykel, resim, müzik, performans sanatları ya da mimari olsun, tüm sanat dallarında tabiat temasına değer veriyorum. Claude Monet’nin nilüferleri ve tabiatı işlediği zamansız eserleri; Salvador Dalí’nin tabiatı, zamanı ve zamanın akıp gitmesini konu alan sürrealist ama bir yandan da gerçekçi anlatımı; Çaykovski’nin Kuğu Gölü balesinde insanın, tabiatın ve hayvanların müzik eşliğinde ahenk içinde buluşması; Antonio Vivaldi’nin Dört Mevsim’inde mevsim geçişlerini güçlü bir duygu yoğunluğuyla hissettirmesi; Antoni Gaudí’nin bal peteği, iskelet yapısı ve deniz kabuklarından ilham alarak tasarladığı Casa Batlló, Casa Milà ve La Sagrada Família gibi zamansız eserleri benim için son derece kıymetli ve ilham verici eserlerden sadece birkaç örnek.”

-Koleksiyon yaptığınız sanatçılar veya en sevdiğiniz eserler hangileri?

“Seyahatlerim sırasında bana güzel hatıralarımı hatırlatacak, sanatçının anlatmak istediği his ve duyguyu çok beğendiğim, genellikle tabiat temalı eserleri seçiyorum. Örneğin Tim Cotterill’in bronz eserleri ve Wyland’ın cam eserleri, beğeniyle koleksiyonuma kattığım sanatçılardan bazıları.”

-Seyahatleriniz, gastronomi ve sağlıklı yaşam tutkunuz, sanata bakışınızı ve estetik anlayışınızı nasıl besliyor?

“Gastronomi, bir seyahatin önemli ve vazgeçilmez bir parçasıdır. Kültürü tanımak, yerel lezzetleri sunum ve farklılıklarıyla deneyimlemek, yerel bitkileri keşfetmek ve hikâyelerini dinlemek…Örneğin Floransa’nın tarihi dokusu, Ponte Vecchio, lokal lezzetler, Lago di Como, Portofino, Roma’daki tarih ve kültür. İtalyan mutfağındaki sadelikten gelen lezzet, yenilebilen bitkilerin işleniş ve pişirilme şekilleri, taze otlar, zeytinyağı, kahve, lokal gastronomi… Japonya’nın Kyoto şehri… Kinkaku-ji, yani Altın Tapınak, Kiyomizu-dera ve Fushimi Inari Taisha gibi tapınaklarda mimari, doğa ve ritüel bir arada. Kyoto’daki mutfak kültürü, yiyeceklerin tazeliği, lezzeti, insanların kibarlığı ve şehrin temizliği… Bali Ubud bölgesi, Kopi Luwak kahvesi ve kahvenin oluşum hikâyesi… Pirinç tarlaları ve lokal lezzetler… “Aslında Bali’deki Kopi Luwak kahvesi ve hikâyesi oldukça ilginçtir. Bu kahveyi yerlilerle kavurarak hazırlama deneyimini de yaşadım. Kopi Luwak, Endonezya’nın kahve plantasyonlarında ortaya çıkan nadir bir kahvedir. İsmini Endonezya lisanında (Kopi = kahve, Luwak = Asya misk kedisi) anlamına gelir. 18. yüzyılda sömürge döneminde Hollanda, Endonezya’daki yerel çiftçilerin ürettikleri kahve dâhil pek çok tarım ürününe ulaşımı yasaklamıştı. Yiyecek bulmakta zorlanan fakir halk, besinlere ulaşmanın alternatif yollarını aramaya başlamıştı. Plantasyonlarda dolaşan luwak kedileri kahve kirazlarının en olgun ve tatlı olanlarını yiyordu. Ancak kedilerin sindirim sistemi kahvenin yalnızca meyvesini sindiriyor, çekirdekler kedilerin dışkısıyla bütün hâlde atılıyordu. Çiftçiler bu çekirdekleri toplayıp suyla iyice yıkadıktan sonra kavurarak kahve hâline getirdiler ve benzersiz bir aroma keşfettiler. Misk kedilerinin sindirim sisteminde gerçekleşen fermantasyon, kahveye yumuşak bir tat ve aroma kazandırmıştı. Çiftçiler, kahve tüketim yasaklarını bu yolla aşarken aynı zamanda yeni bir lezzet keşfetmiş oldular. Bugün Kopi Luwak kahvesi, Endonezya’nın sömürge tarihinin önemli bir parçasını oluşturur. Farklı aroması ve nadir bulunması nedeniyle dünyanın en pahalı kahvesidir.”

-Yoğun temponuz içinde size iyi gelen, hayatın küçük ama vazgeçilmez ritüelleri neler? Bu anlar yaratıcılığınızı ve yaşam enerjinizi nasıl etkiliyor?

“Kültür, sanat ve açık havada yapılan spor benim ilham ve şifa kaynaklarım arasında. Müze, sergi, klasik müzik konseri, bale, opera ve tiyatro hayatımın olmazsa olmazları. Açık havada yapılan sporlar… Hobiler, yazmak, araştırmak… Bilgi paylaştıkça anlam kazanır… Öğrendiklerimi kitaplarım, yazılarım ve çalışmalarım ile yeni nesillere aktarmak benim için çok değerli. Albert Einstein’ın “Her gün bir şeyler öğrendikçe aslında hiçbir şey bilmediğimi daha iyi anlıyorum.” sözü benim eğitime bakışımı da açıklıyor aslında. Yeryüzünde keşfedilmemiş, bilmediğimiz o kadar çok konu var ki…”

-Kendinize vereceğiniz en önemli sağlık tavsiyesi ne olurdu?

Sanırım kendime vereceğim en önemli tavsiye, biraz daha yavaşlamak ve daha fazla uyuyabilmek olurdu. Yoğun çalışma temposu içinde çoğu zaman dinlenmeyi erteleyebiliyoruz. Oysa kaliteli uyku bağışıklık sistemimizin güçlenmesi, hormon dengemizin korunması, hücre yenilenmesi, hafızanın pekişmesi ve zihinsel performans açısından sağlıklı beslenme ve egzersiz kadar önemli. Aynı şekilde gün içinde kendimize kısa molalar verebilmek, yavaşlayabilmek ve nefes alacak zaman yaratabilmek de hem beden hem de zihin sağlığı için büyük önem taşıyor.

Yıllar içinde öğrendiğim en önemli şeylerden biri, sağlığın sadece doğru beslenmekten ibaret olmadığı. Beslenme, hareket, uyku, stres yönetimi ve ruh sağlığı birbirini tamamlayan bir bütün. Kendime bugün vereceğim en önemli tavsiye, bu dengeyi koruyabilmek için zaman zaman yavaşlamayı da ihmal etmemek olurdu. Yavaşlamak, özellikle zihni yavaşlatmak, farkındalıkla ve bilinçle hareket edebilmemizi, günlük hayatın koşturması içinde otomatikleşen alışkanlıklarımızı fark edebilmemizi, doğru kararlar verebilmek ve farklı bakış açıları geliştirmemizi sağlar.

-Güne nasıl başlıyorsunuz? Günlük rutinleriniz ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarınızı öğrenebilir miyiz?

Erken kalkarım, güne spor ve yoga ile başlarım, sonra hafif bir kahvaltı yaparım. Gün içinde toplantılarımı ve çalışmalarımı tamamlarım. Çalışmak beni dinç tutuyor. Okumak, araştırmak, yazmak ve üretmek zihnimi canlı tutuyor. Akşamları hafif bir bitki çayı eşliğinde kitap okurum ve yazılarımı yazarım.

Ev yapımı gıdaları tüketirim. Katkı maddeli hazır gıdaları, kola ve benzeri gazlı içecekleri, salam sosis sucuk gibi işlenmiş etleri tüketmem. Baklagilleri, taze meyve ve sebzeleri mevsiminde bolca tüketirim, güne bol su içerek başlarım, gün içerisinde yine sıkça su tüketirim.

-Seyahatlerinizde en çok etkilendiğiniz şehirler ve kültürler hangileri?

“Japonya’nın Kyoto şehri.. Kinkaku-ji, yani Altın Tapınak, Kiyomizu-dera ve Fushimi Inari Taisha gibi tapınaklarda mimari, doğa ve ritüel bir arada. Kyoto’daki mutfak kültürü, yiyeceklerin tazeliği, lezzeti, insanların kibarlığı ve şehrin temizliğinden çok etkilendim.

Floransa’nın tarihi dokusu, Ponte Vecchio, lokal lezzetler, Lago di Como, Portofino, Roma’daki tarih ve kültür. İtalyan mutfağındaki sadelikten gelen lezzet, yenilebilen bitkilerin işleniş ve pişirilme şekilleri, taze otlar, zeytinyağı, kahve, lokal gastronomi…

Barselona’da Gaudi’nin eserleri, özellikle La Sagrada Familia, Park Güell, Casa Batlló ve La Pedrera tabiattan esinlenmiş müthiş hayal gücü…Casa Batlló’nun kemik ve deniz formlarını hatırlatan çizgileri…

Portekiz’de Cabo da Roca.. Sintra’daki Pena Sarayı..

Bali Ubud bölgesi, pirinç tarlaları ve lokal lezzetler…Panama Kanalı ve hikayesi.. Wyoming’de Yellowstone National Park içinde yer alan Old Faithful Gayzeri; Grand Canyon; Londra’da Kew Gardens, Natural History Museum, Science Museum …New York’ta Metropolitan Museum, Natural History Museum, Hayden Planetarium…”