Seramikle kurduğu ilişkiyi merak, deneme ve keşif üzerine kuran Özge Özdemir, üretimlerinde özellikle porselenin yalın ve güçlü karakterinden besleniyor. Minimal ve organik formlara yönelen Özdemir, gördüğü hareketleri sadeleştirerek kendi yorumuna dönüştürüyor; küçük detaylardan yüzeyde oluşan beklenmedik izlere kadar her parçanın kendine özgü bir karakter taşımasını önemsiyor.

Seramiğe ilk başladığında bunu yalnızca bir hobi olarak gören Özdemir, üretim yaptıkça daha fazlasını denemek ve kendi sınırlarını keşfetmek istedi. Başlangıçta çamuru ve bazı teknikleri kendi çabasıyla öğrenen sanatçı, daha sonra Mehmet Bilgin’den bir süre eğitim aldı. Onun için seramikte öğrenmenin asıl değeri yalnızca teknikleri öğrenmekten değil, üretim sırasında yaşanan keşif sürecinden geçiyor. İstediği sonucu alamadığı zamanlarda yeniden denemeyi, kimi zaman da ortaya çıkan sonucu değiştirmek yerine olduğu haliyle kabul etmeyi öğrendiğini belirtiyor.

Sanatçının üretimlerinin merkezinde porselen bulunuyor. Yalın, sade ve güçlü yapısı nedeniyle porseleni tercih eden Özdemir, çalışmalarında ağırlıklı olarak minimal ve organik formlara yöneliyor. Bir formun kendisinden çok, zihninde bıraktığı hareketten de ilham alan sanatçı; kumaşın kıvrımı ya da suda oluşan bir hareket gibi doğal etkileri sadeleştirerek kendi formlarına dönüştürüyor. Zamansız ve farklı yaşam alanlarına uyum sağlayabilecek parçalar üretmek, çalışmalarındaki temel yaklaşımlardan biri.

Özge Özdemir farklı sanat disiplinlerinden beslenmeyi ve öğrendiği teknikleri kendi üretimine uyarlamayı da önemsiyor. Seramik ve camı bir arada kullanmak, çizimi çalışmalarına dahil etmek ya da başka bir alanda karşılaştığı bir tekniği kendi üretimine taşımak isteyen Özdemir, üretim sürecinde her şeyi önceden bilmek yerine keşfedilecek ihtimaller bırakmayı seviyor.

Özdemir için bir parçanın bütünü, küçük detayların bir araya gelmesiyle oluşuyor. Bu nedenle yüzey, geçiş ya da çoğu kişinin fark etmeyebileceği küçük bir ayrıntı üzerinde uzun süre çalışabiliyor. Ona göre bir parçanın tamamlanması yalnızca formun bitmesi değil, detayların da bütüne ait hissettirdiği noktaya ulaşmak anlamına geliyor.

Seramiğin malzemeyle kurduğu karşılıklı ilişki de üretimlerinin önemli bir parçası. Aynı sırın her seferinde farklı davranabilmesi, yüzeyde kalan küçük bir iz ya da planlanmamış bir detay, Özdemir’in çalışmalarında parçanın kimliğine dönüşebiliyor. Kusursuzluğu tamamen kusursuz bir yüzeyde değil, eserin kendi izleriyle bütünleşmesinde arayan sanatçı, kimi zaman parçayı özel kılanın da planlanmamış bu küçük ayrıntılar olduğunu düşünüyor.

Üretimlerinde birbirinin aynısı parçalar yaratmak yerine, kendi kimliğini taşıyan özgün işler ortaya koymayı tercih eden Özdemir, yaptığı parçaları isimlendiriyor, numaralandırıyor ve imzasını bırakıyor. Bir parçanın atölyeden çıkıp hiç tanımadığı birinin yaşam alanına dahil olması da onun için üretim sürecinin özel bir parçası. Kendi ellerinden çıkan bir parçanın başka bir evde günlük hayatın parçasına dönüşmesini önemseyen Özdemir, el yapımı bir objenin sahibinde yalnızca estetik bir karşılık değil, kişisel bir bağ oluşturmasını istiyor.

Seramiğin ona kazandırdığı en önemli şeylerden biri ise sabır ve sakinlik. Çamurun, kuruma ve pişirme süreçlerinin kendi zamanına sahip olduğunu ifade eden sanatçı, zamanla her şeyi kontrol etmeye çalışmak yerine sürecin içinde kalmayı ve ortaya çıkan sonucu görmeyi öğrendiğini söylüyor. Özdemir, üretim sırasında zaman kavramını unutmayı seramiğin en sevdiği yanlarından biri olarak görüyor. Seramiği tamamlanmış bir yol olarak görmeyen Özdemir, önünde hâlâ öğrenmek istediği teknikler ve keşfetmek istediği pek çok ihtimal olduğunu söylüyor. 

Sanatçı, önümüzdeki dönemde kendi koleksiyonlarını oluşturmayı, farklı sanat disiplinleriyle çalışmalar yapmayı ve üretimlerini uluslararası alana taşımayı hedefliyor.