Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nde lisans, Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Resim Anasanat Dalı’nda yüksek lisans eğitimini tamamlayan sanatçı Betül Güleç, görsel sanatlar öğretmeni olarak görev yaparken sanatsal çalışmalarını da sürdürüyor.

İnsan psikolojisine duyduğu ilgiyi sanatsal üretiminin merkezine taşıyan Güleç, resimlerinde insanın iç dünyasını, kadın kimliğini ve duyguların görünmeyen katmanlarını ele alıyor. İnsanı yalnızca dışarıdan görünen özellikleriyle değil, yaşantılarının, ilişkilerinin ve bastırılmış duygularının şekillendirdiği içsel gerçekliğiyle değerlendiren sanatçı; yalnızlık, aidiyet, kırılganlık, sınırlar, kendilik ve dönüşüm gibi kavramlara odaklanıyor.

Özellikle kadınların çoğu zaman dile getirilmeyen deneyimleri, kendi iç seslerinden uzaklaşmaları ve yeniden kendilerine ulaşma çabaları, Güleç’in sanatsal anlatımında önemli bir yer tutuyor. Sanatçı için resim, sözcüklerle ifade edilemeyen duyguların görünür hâle geldiği bir alan oluşturuyor. Figüratif anlatımla soyutlamayı bir araya getiren eserlerinde renkler, biçimler ve figürler aracılığıyla insanın iç dünyasındaki değişimleri yansıtıyor.

“Yüzeyin İçinde” başlığı altında bir araya gelen çalışmalarında, insanın dışarıya yansıttığı kimliği ile içinde yaşadığı duygusal gerçeklik arasındaki ilişkiyi sorguluyor. Bu kapsamda Söylenmeyen adlı eseri, kelimelerle ifade edilemeyen duyguların sessizliğine odaklanırken, Sızıntı iç ve dış dünya arasındaki sınırların çözülmesini ele alıyor. Anka, kayboluşun ardından gelen dönüşümü ve yeniden var olma ihtimalini simgelerken, Kendine Dön ise insanın yaşamın yükleri ve başkalarının beklentileri arasında uzaklaştığı kendi benliğiyle yeniden karşılaşmasını konu ediniyor. Güleç’in eserlerinde kadın figürü, yalnızca fiziksel bir varlık olarak değil, değişen, direnen, kırılganlıklarıyla yüzleşen ve yeniden şekillenen bir iç dünyanın temsilcisi olarak öne çıkıyor. Sanatçı, figürler ve soyut biçimler arasında kurduğu görsel ilişkiyle izleyiciyi insanın kendisiyle ve çevresiyle kurduğu bağları düşünmeye davet ediyor. 

Betül Güleç’in sanat anlayışında eserlerin tek bir anlamla sınırlandırılmaması önemli bir yer tutuyor.

Sanatçı, duyguları doğrudan tanımlamak yerine izleyicinin kendi anıları, deneyimleri ve iç dünyasıyla eserler arasında kişisel bir bağ kurmasına alan açıyor. Böylece görünür olanın ardında kalan duygular, sanatçının resimlerinde farklı biçimlerde karşılık bulurken her izleyicinin kendi hikâyesiyle yeniden anlam kazanıyor.