Kastamonu’da yaşamını ve sanatsal üretimini sürdüren Kadriye Çetin, çağdaş sanat pratiğinde kadın figürü üzerinden insanın iç dünyasına ve duygusal deneyimlerine odaklanıyor. Kendi atölyesinde çalışmalarına devam eden sanatçı; akrilik, yağlı boya ve kömür gibi farklı teknikleri kullanarak kendine özgü bir görsel dil oluşturuyor.
Sanatçının üretiminde özel bir yere sahip olan Mathilda serisi, kadınların farklı hâllerini figüratif bir anlatımla ele alıyor. Her çalışma; korku, özlem, yalnızlık, direnç ve umut gibi birbirinden farklı duyguların izlerini taşıyor. Bu yönüyle seri, tek bir hikâyeye bağlı kalmak yerine farklı ruh hâllerine açılan bir anlatı kuruyor.
Çetin için her eser, başka bir duygunun eşiğinde duruyor. Mathilda ise bu anlatının merkezinde yer alan sessiz bir figür olarak izleyicinin karşısına çıkıyor.
Serinin dikkat çeken yönlerinden biri de kırılganlık ile gücün aynı anlatı içinde buluşması. Korku ve yalnızlığın yanında direnme, umut etme ve yeniden doğabilme cesareti de eserlerin öne çıkan temaları arasında yer alıyor.
Kadriye Çetin, Mathilda serisiyle izleyiciyi yalnızca bir figüre bakmaya değil, onun ardındaki hikâyeyi düşünmeye davet ediyor. Mathilda’nın sessizliği ise bu hikâyenin tamamlanmasını izleyiciye bırakıyor.
“SANAT MANİFESTOM”
“Benim için sanat, yalnızca bir görüntüyü tuvale aktarmak değildir.
Sanat; hissettiğini görünür kılmak, söylenemeyeni anlatmak ve insanın kendi iç dünyasına bakabilmesi için bir alan açmaktır.
Kadını yalnızca görünen haliyle değil; gücüyle, kırılganlığıyla, sessizliğiyle, mücadelesiyle ve içindeki bütün çelişkileriyle ele alıyorum.
Her kadın bir hikâyedir.
Bazen yarım kalmış, bazen susturulmuş, bazen yeniden başlamış bir hikâye…
MATHILDA serisi benim için bu hikâyelerin buluştuğu bir alan. Güçlü olmakla kırılgan olmanın birbirine zıt olmadığını; insanın en büyük gücünün bazen kendi içindeki sesi duyabilmek olduğunu anlatıyorum.
Resimlerimde yüzlerden çok duygulara, görüntülerden çok hikâyelere odaklanıyorum.
Ben sanatımı bir cevap vermek için değil, soru sormak için üretiyorum. Çünkü inanıyorum ki bir eser, izleyicinin karşısında tamamlanır. Ben tuvale kendi hikâyemi bırakırım; izleyici kendi hikâyesini bulur. Ve her yeni tuval, benim için yeni bir eşiktir.”