Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü mezunu Gülay Yur Ünaldı, moda ile sanatı buluşturan özgün yaklaşımı ve dışavurumcu resimleriyle sanat yolculuğunu sürdürüyor.
1977 yılında Adapazarı’nda doğan Ünaldı, 2002 yılında Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nden mezun oldu. Eğitim yıllarında Prof. Dr. Ramiz Aydın’ın atölyesinde çalışmalarını sürdüren sanatçı, mezuniyetinin ardından 25 yıl boyunca İstanbul’da moda tasarımcılığı ve moda danışmanlığı yaptı.
Sanat ve moda arasındaki bağdan hareketle 2016 yılında kendi markası ArtByGulayYur’u kuran Ünaldı, “giyilebilir ve asılabilir sanat” anlayışıyla resimlerini tekstile taşıyarak sanatı günlük yaşamın bir parçası hâline getirdi.
Sanatçının resim çalışmalarında ise kadın, doğa ve kültürel miras öne çıkıyor. Ekspresyonist (Dışavurumcu) bir üslupla çalışan Ünaldı; kadim Anadolu kültüründen, motiflerden ve doğanın farklı biçimlerinden beslenerek kendine özgü bir görsel dil oluşturuyor. Kadın figürleri, doğa unsurları ve kültürel izler, sanatçının çalışmalarında yalnızca birer konu olarak değil, geçmiş ile bugün arasında kurulan bir bağın taşıyıcıları olarak da karşılık buluyor.
Ünaldı’nın sanat pratiğinde seriler önemli bir yer tutuyor. “Geçişler”, “Çinilerin Dansı”, “Kadim ve Modern” ve “Kadınlar” serileri aracılığıyla farklı dönemlerin, kültürlerin ve yaşam biçimlerinin kesişim noktalarına odaklanan sanatçı, her çalışmasında yeni bir anlatı alanı oluşturuyor.
Solo ve karma birçok sergide eserlerini sanatseverlerle buluşturan Gülay Yur Ünaldı’nın Selçuk Efes Kent Belleği’ndeki kişisel sergisi, ağustos ayı sonuna kadar ziyaret edilebilecek.
Sanatsal üretimini bugün Kuşadası Davutlar’daki atölyesinde sürdüren Ünaldı, özgün eserlerinin yanı sıra kendi sanat atölyesinde çocuklara, yetişkinlere ve güzel sanatlara hazırlanan öğrencilere resim eğitimi veriyor.
Moda, resim ve eğitimi aynı yaratıcı çizgide buluşturan sanatçı; kadın, doğa ve Anadolu’nun kültürel mirasından aldığı ilhamla üretmeye devam ediyor.
SANATÇI BEYANI
“Eserlerimde özellikle kadını merkezime alıyorum. Kadının kadim çağlardan günümüze uzanan gücünü, bereketini ve yaşamı var eden özünü anlatmaya çalışıyorum. Benim için kadın, aynı zamanda estetiğin en güçlü yansımasıdır; zarafeti, sezgileri, üretkenliği ve direnciyle hem doğanın hem de yaşamın taşıyıcısıdır.
Her figürümde geçmişin izlerini, kadın ruhunun zamansız güzelliğiyle buluşturuyorum. Kadim olanla bugünün duygusunu, doğayla insanı ve geçmişle geleceği aynı beden üzerinde bir araya getirmeye çalışıyorum.
Her eserimin kendine özgü bir hikâyesi var. Bu hikâyelerde kadın yalnızca bir figür değil; yaşamın kaynağı, hafızanın taşıyıcısı, dönüşümün ve yeniden doğuşun simgesidir. Eserlerim aracılığıyla kadının zamansız gücüne, sezgisel dünyasına ve varoluştaki eşsiz yerine bir pencere açmayı amaçlıyorum.”