Dövme, tasarım ve malzeme araştırmalarını aynı üretim alanında buluşturan Bilge Yıldız, insan bedenine ait bir ifade biçimini doğal hayvan derisi üzerine taşıyarak kendine özgü bir sanat dili geliştiriyor.
İstanbul Teknik Üniversitesi Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü’nden mezun olan Yıldız, İstanbul Moda Akademisi’nde deri ayakkabı, çanta ve aksesuar tasarımı eğitimi aldı. Yaklaşık 13 yıl profesyonel tasarım alanında çalışan sanatçı, bu süreçte edindiği malzeme ve üretim bilgisini yaklaşık yedi yıldır sürdürdüğü dövme pratiğiyle birleştirdi.
Yıldız’ın çalışmalarının merkezinde, doğal derinin yalnızca bir yüzey değil, kendi geçmişini taşıyan bir malzeme olarak ele alınması yer alıyor. Derinin dokusu, kusurları, renk farklılıkları ve mevcut izleri, sanatçının müdahalesiyle yeni katmanlar kazanıyor. Dövme makinesi ve iğneyle uygulanan pigment, yalnızca yüzeye eklenmek yerine malzemenin dokusuna işlenerek deriyle bütünleşiyor. Böylece dövme, görüntü eklemekten çok derinin içine bırakılan kalıcı bir müdahaleye dönüşüyor.
Sanatçının deriyle ilişkisi dövme pratiğinden önce, tasarım yıllarında başladı. Farklı kalınlık ve dokulardaki derinin davranışını deneyimleyen Yıldız, dövme yapmaya başladıktan sonra bu birikimi doğal deriler üzerinde yaptığı çalışmalarla geliştirdi ve doğal deri üzerinde geliştirdiği özgün dövme uygulama yöntemini oluşturdu.
Hafıza, kimlik ve dönüşüm, Yıldız’ın üretiminde öne çıkan başlıklar arasında. Mitoloji, psikoloji, antropoloji, tarih, masallar ve farklı kültürlerin kolektif anlatılarından beslenen sanatçı; aile ve toplum tarafından aktarılan roller, çocuklukta oluşan kalıplar, korkular, arzular ve değişen benlik algısını figür ve semboller aracılığıyla ele alıyor.
İz, kabuk, katman ve dönüşüm kavramları sanat pratiğinin temelini oluşturuyor. Yıldız, kimliği sabit bir bütün olarak değil, yaşam boyunca oluşan ve değişen katmanların toplamı olarak görüyor. “Becoming leaves a trace / Dönüşmek iz bırakır” sözü de bu yaklaşımın özünü yansıtıyor.
2025 yılında yaklaşık 13 yıllık profesyonel tasarım kariyerini geride bırakarak tamamen sanatsal üretimine yönelen Yıldız, ilk kişisel sergisi “Duality and Life Path / Dualite ve Yaşam Yolu”nu 2026’da Mardin’deki tarihi Zinciriye Medresesi’nde gerçekleştirdi. On eserin yer aldığı sergide insan yaşamı; köken, çocukluk, ergenlik, yetişkinlik, yaşlılık ve dönüşüm aşamaları üzerinden ele alındı.
Aynı yıl IAAF Bodrum Sanat Fuarı ve İstanbul’daki ‘Yazın Esintisi’ karma sergisinde yer alan Yıldız, ardından Londra’daki Espacio Gallery’de düzenlenen uluslararası ‘Now & Beyond’ sergisine katıldı. 34 sanatçının bir araya geldiği sergide Yıldız’ın seçkisi; hafıza, kimlik, toplumsal roller ve dönüşüm ekseninde şekillendi.
Bilge Yıldız’ın deri üzerine dövme pratiği, teknik bir arayışın ötesinde insanın yaşam boyunca taşıdığı katmanlara odaklanan özgün bir ifade biçimine dönüşüyor. Derinin kendi geçmişinden gelen izlerle sanatçının müdahalesi aynı yüzeyde buluşurken, Yıldız’ın çalışmalarında dönüşümün kaçınılmaz olarak geride bir iz bıraktığı fikri öne çıkıyor.
SANATÇI MANİFESTOSU
“İnsanın tek ve değişmez bir kimliği olduğuna inanmıyorum. Yaşadığımız her şey bize bir şey ekliyor, bizden bir şey götürüyor. Ailemizden, içinde büyüdüğümüz toplumdan, kültürden ve geçmişten katmanlar devralıyoruz. Bazılarını hayatımız boyunca taşıyor, bazılarını geride bırakıyor, bazılarını ise ancak yıllar sonra fark ediyoruz. Benim için dönüşüm tam olarak burada başlıyor.
Üretirken insanın bu katmanlarıyla ilgileniyorum. Kim olduğumuz kadar, kim olduğumuzu sandığımız şeylerle; bize ait olanlarla, bize ait olduğunu düşündüğümüz ama aslında başkalarından devraldıklarımızla.
Hafıza, kimlik, korku, aidiyet ve dönüşüm çalışmalarımda tekrar tekrar karşıma çıkıyor. Deriyi seçmem tesadüf değil. Deri zaten bir geçmiş taşıyor. Kusursuz ve nötr bir yüzey değil. Dokusu, izleri, renk farklılıkları ve kendine özgü karakteri var. Her parça başka. Bu yüzden çalışmaya başlamadan önce karşımdaki yüzeye bakıyorum. Onu tamamen kontrol etmeye ya da kusurlarını gizlemeye çalışmıyorum. Çoğu zaman o izler, yapacağım işin bir parçasına dönüşüyor. Dövme de benim için yalnızca bir görüntü oluşturma yöntemi değil.
Fırçayla yüzeye bir renk bırakmak yerine, iğneyle pigmenti malzemenin içine taşıyorum. İz yüzeyde durmuyor; derinin yapısına dâhil oluyor. Dövmenin insan bedenindeki anlamıyla burada kurduğum ilişki de bu noktada kesişiyor: Yapılan müdahale malzemeyi değiştiriyor ve o değişimin izini geri almak mümkün değil.
Belki de bu yüzden deri ve dövme benim için birbirinden ayrı düşünülemiyor. Eserlerimde mitolojiye, masallara, psikolojiye, tarihe ya da kolektif hafızada yer etmiş sembollere dönmemin nedeni, geçmişi yeniden anlatmak değil. Bu anlatılarda bugün hâlâ kendimize ait bir şeyler bulmamız ilgimi çekiyor. Yüzyıllar önce anlatılmış bir hikâyenin içindeki korkunun, arzunun, iktidarın ya da dönüşümün bugün başka biçimlerde yaşamaya devam etmesi, bana insanın bazı meselelerinin zamandan daha büyük olduğunu düşündürüyor.
Son zamanlarda kendimi giderek daha fazla kabuklar ve katmanlar üzerinden düşünürken buluyorum. İnsan yaşam boyunca yalnızca biriktirmiyor; aynı zamanda soyunuyor, vazgeçiyor, değişiyor. Bazen kendimizi korumak için oluşturduğumuz bir kabuk, bir süre sonra içinden çıkmamız gereken şeye dönüşebiliyor.
Ben kusursuz yüzeylerle ilgilenmiyorum. İzle ilgileniyorum. Çünkü iz, bir şeyin oradan geçtiğini gösterir. Bir temasın, bir yaranın, bir kararın, bir zamanın ya da bir dönüşümün kanıtıdır. Bazen görünürdür, bazen yüzeyin altında kalır. Ama oradadır.
Üretimimin merkezinde de bu düşünce var:
Becoming leaves a trace.
Dönüşmek iz bırakır.”