Kadir Has Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı Bölümü’nde aldığı eğitimin ardından resim ve heykeli buluşturan özgün bir sanat pratiği geliştiren Zeynep Koçan, disiplinlerarası yaklaşımıyla çağdaş sanat alanında dikkat çekiyor.
Sanat yolculuğunun önemli dönüm noktalarından biri ise Avrupa genelinde yaklaşık 2 bin sanatçı arasından gelecek vadeden 20 genç sanatçıdan biri olarak seçilmesi oldu. Bu proje kapsamında kazandığı ödül, dünyaca ünlü sürrealist ressam Salvador Dalí’nin oğlu tarafından takdim edildi.
Uluslararası sanatçıların atölyelerinde aldığı eğitimler ve katıldığı workshop’larla üretim pratiğini derinleştiren Koçan, bugün çalışmalarını kendi atölyesinde sürdürüyor. Sanatçı, üretimlerinde ağırlıklı olarak tel malzemesini kullanırken; kil, bronz, polyester ve epoksi gibi farklı teknik ve malzemelerle de eserler ortaya koyuyor.
Malzemeyi yalnızca bir araç olarak değil, düşüncenin ve anlatının ayrılmaz bir parçası olarak ele alan Zeynep Koçan, çağdaş sanatın farklı disiplinlerini bir araya getiren üretimleriyle özgün bir ifade dili oluşturuyor.
Sanatçı Temmuz ayının ilk haftasında Bodrum’da gerçekleştirilen iki önemli organizasyonda yer aldı. Koçan, Muse Contemporary tarafından düzenlenen ve küratörlüğünü Taner Yılmaz’ın üstlendiği “The Body After Desire” adlı karma sergide eserlerini sanatseverlerle buluşturdu. Yerli ve yabancı sanatçıları bir araya getiren sergide Koçan’ın beden, hafıza ve dönüşüm kavramlarıyla ürettiği organik ve figüratif heykelleri doğa ile insan arasındaki görünmez bağları şiirsel bir anlatımla yorumladı.
Sanatçı aynı hafta içerisinde, Ayşe Arman’ın ev sahipliğinde gerçekleştirilen İyilik Kolyesi Atölyesi’nde de yer aldı. Geliri Türk Eğitim Vakfı’na bağışlanan etkinlik, sanat ve dayanışmayı aynı çatı altında buluştururken, katılımcılardan yoğun ilgi gördü. Eğitime destek amacıyla düzenlenen organizasyon, sosyal sorumluluk ve sanatın bir araya geldiği anlamlı bir buluşma olarak hafızalarda yer etti.
SANATÇI MANİFESTOSU
“Benim için sanat, kendi hayatının öznesi olmuş kadınlara bir saygı duruşu.‘Öteki’ olma yükünü omuzlarından atmış, kendine biçilen geleneksel yazgıyı sorgulayan ve kendi yolunu cesaretle çizen kadınlardan ilham alıyorum.
Heykellerimde; başı dik, göğsü ileride, mağrur ve cesur kadınlar var. Onlar yalnızca bir bedeni değil, bir duruşu temsil ediyor: özgürlüğü, cesareti ve kendini var etme arzusunu…Metal gibi sert bir malzemeyi zarif formlara dönüştürmek ise, kadının ‘kırılgan’ olarak tanımlanmasına karşı benim içsel manifestom.
Her parçada emeğin, direncin ve dönüşümün izini taşıyorum.
Sanat benim için hem estetik hem direniş.
Hem umut hem varoluş.”