Sanat; yaşadığımız dünyayı okuma, düşünme ve yeniden kurma biçimlerinden biri. Bu nedenle sanat tarihini yalnızca geçmişi inceleyen bir disiplin olarak değil, bugünü anlamanın ve geleceğe dair yeni olasılıklar üretmenin bir yöntemi olarak görüyorum.

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü’nde aldığım eğitim, sanat tarihine yalnızca akademik bir perspektiften değil; kültürel mirasın, mekânın ve toplumsal belleğin birlikte okunabildiği çok katmanlı bir alan olarak yaklaşmamı sağladı. Mesleki pratiğim boyunca bu bakış açısını yalnızca sergilere değil, çalıştığım her kuruma ve her projeye taşımaya çalıştım.

Sanat tarihçisi, küratör ve kültür-sanat stratejisti olarak çalışmalarımı, sanatın yalnızca galerilerde ve müzelerde var olduğu fikrinin ötesine taşıyan projeler üzerine kuruyorum. Çünkü bugün kültür üretiminin en güçlü potansiyelinin, insanların gündelik hayatları içinde sanatla beklenmedik biçimlerde karşılaşabildiği alanlarda ortaya çıktığına inanıyorum.

Bugüne kadar kurumsal koleksiyonların yönetiminden sergi kurgularına, kültür stratejilerinden kamusal sanat projelerine kadar farklı ölçeklerde çalışmalar yürüttüm. sanat danışmanlığı kapsamında devam ettiğim kurumlara; koleksiyon geliştirme süreçlerini, sergi programlarını ve kültürel projeleri yönetirken; sanatın kurumlarla, mimarlıkla, kentle ve gündelik yaşamla kurduğu ilişki üzerine düşünmeye devam ediyorum.

Türkiye’de kültürel üretimin uzun yıllardır büyük ölçüde belirli merkezlerde yoğunlaşmış olması, üzerine en çok düşündüğüm konulardan biri. Ben, çağdaş sanatın yalnızca İstanbul’da görünür olmasının yeterli olmadığına inanıyorum. Sanatın farklı şehirlerde yaşayan insanlarla buluşması, gündelik hayatın doğal bir parçası hâline gelmesi ve kültürel dolaşımın ülke geneline yayılması benim için mesleki bir hedef olmanın ötesinde, kişisel bir sorumluluk taşıyor. Çünkü kültürün coğrafyası genişledikçe, sanatın dönüştürücü etkisinin de derinleşeceğine inanıyorum.

Hilltown Karşıyaka’da kurmuş olduğumuz Art in Town galeri de bu düşüncenin doğal bir uzantısı olarak ortaya çıktı. Bu platform, sanatı yalnızca sergilenen bir nesne olmaktan çıkarıp insanların günlük yaşamlarının akışı içinde deneyimleyebilecekleri bir kültürel karşılaşmaya dönüştürme fikri üzerine kuruldu. Benim için bir alışveriş merkezi, bir otel ya da kamusal bir alan yalnızca fiziksel bir mekân değil; doğru kurgulandığında sanatın yeni izleyicilerle buluşabileceği, düşüncenin dolaşıma girebileceği çağdaş kültür alanlarıdır.

Küratöryel pratiğimde en çok önem verdiğim konu, serginin yalnızca eserlerden oluşan bir bütün olmamasıdır. Bir sergi, mekânın hafızasıyla, izleyiciyle, mimariyle ve zamanla birlikte düşünülmesi gereken yaşayan bir organizmadır. Eserlerin birbirleriyle kurduğu ilişki kadar, izleyicide bıraktığı düşünsel iz de benim için küratöryel sürecin ayrılmaz bir parçasıdır.

Bugün kültür üretiminin en önemli sorularından birinin erişilebilirlik olduğuna inanıyorum. Çağdaş sanatın belirli çevrelerin deneyimlediği kapalı bir alan olmaktan çıkarak daha geniş toplum kesimleriyle karşılaşabilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ancak bunu sanatın niteliğinden ödün vererek değil; yeni anlatı biçimleri, yeni mekânsal kurgular ve yeni kültürel modeller geliştirerek mümkün görüyorum.

Bu nedenle projelerimde yalnızca sergiler üretmiyor; sanatçı konuşmaları, podcast serileri, eğitim programları, kamusal etkinlikler ve disiplinlerarası iş birlikleriyle kültürel üretimin farklı katmanlarını bir araya getirmeye çalışıyorum. Benim için küratörlük, eserleri seçmekten çok daha fazlası; insanlar, fikirler, kurumlar ve mekânlar arasında anlamlı ilişkiler kurabilme pratiğidir.

Sanatın toplum üzerindeki etkisinin yalnızca temsil ettiği estetik değerle sınırlı olmadığına inanıyorum. İyi kurgulanmış bir kültür projesi, bir kentin hafızasını dönüştürebilir; bir kurumun kimliğini yeniden tanımlayabilir; insanların birbirleriyle ve yaşadıkları çevreyle kurduğu ilişkiyi değiştirebilir. Bu nedenle yaptığım her projeye yalnızca bir sergi olarak değil, uzun vadeli bir kültürel ekosistemin parçası olarak bakıyorum.

Gelecekte de üretmeye devam etmek istediğim alan tam olarak burası. Sanatın farklı disiplinlerle kesiştiği, uluslararası ölçekte yeni iş birliklerinin kurulduğu ve kültürün gündelik hayatın vazgeçilmez bir parçası hâline geldiği modeller geliştirmek. Çünkü bana göre sanat, yalnızca bakılan bir şey değil; birlikte yaşama biçimimizi dönüştüren en güçlü düşünce alanlarından biridir.